KİRMAN SELÇUKLULARI

MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLERİ-GERİ DÖN
KİRMAN SELÇUKLULARI
Kavurd Dönemi
Selçuklular, tarihlerinde önemli bir yeri olan Dandânakan savaşını (1040) kazandıktan hemen sonra, muhtemelen Merv şehrinde büyük bir kurultay toplamışlar ve Türklerdeki hâkimiyet anlayışına uygun olarak o zamana kadar ele geçirilmiş ve ilerde zabtetmeği düşündükleri toprakları hanedan üyeleri arasında bölüşmüşlerdi. İşte bu bölüşme sırasında, Tabes vilayeti ile Kirmân bölgesi ve Kuhistan havalisi Kavurd'a verilmişti. Kavurd, Çağrı Bey Dâvud'un oğullarının en büyüğüdür. Kirmân eyaletine Selçuklu akınları ilk olarak 1042-43 yılında başladı.

      Daha sonra Melik Kavurd, maiyetindeki beş-altı bin Türk süvari ile, kendisine ayrılmış olan İran'ın Kirmân bölgesine geldi. Büveyhîlerin hâkimiyetindeki Kuzey Kirmân (Serd-sîr), 1048 yılında Kavurd'un idaresi altına girdi. Böylece Kirmân Selçukluların Devleti kurulmuş oluyordu. Kavurd'un Kirmân'a tamamıyla hâkim olması için iki yıl geçmiştir. (Aralık 1050-Ocak 1051)

       Melik Kavurd, Kirmân'a hâkim olduğu sırada, Arabistan yarımadasının doğu ucu Umân Büveyhîlerin hâkimiyeti altında bulunuyordu. Kavurd daha sonra dikkatini Umân'a çevirdi. Hürmüz emîrinden sağladığı gemilerle Umân sahillerine doğru yelken açtı. Böylece Kavurd, idaresi altındaki gemilerle, Selçuklu tarihinde ilk deniz aşırı seferini gerçekleştirdi. Neticede Kavurd, Umân'a da hâkim oldu. Umân'dan sonra Kirmân'ın batısında ve komşu eyalet olan Fârs üzerine yürüdü ve ele geçirdi. (1062).

        Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in ölümü (4 Eylül 1063) üzerine ortaya çıkan taht mücâdelelerine Kavurd da katılmak ve amcasının yerine sultan olmak istemişti. Ancak kardeşi Alp Arslan'ın Selçuklu tahtına çıktığını haber aldığı zaman, Isfahan'dan geri dönmüş ve onun sultanlığını tanımıştı. Fakat Fârsın eski hakimi Fazlûye Sultan Alp Arslan'dan yardım istedi. Sultan Alp Arslan önce yardım gönderdiği gibi, daha sonra bizzat Fârs'a yürüdü ve bu bölgeyi Kavurd'dan alarak Fazlûye'ye iâde etti. Sultan Alp Arslan'ın Fârs'ı Fazlûye'ye iâde etmesinde, Melik Kavurd'un daha fazla kuvvetlenmesini ve hâkimiyet sahasının genişlemesini istememesi rol oynamış olabilir.  

         Bir süre sonra Kavurd, vezîrinin teşvîki ile, Sultan Alp Arslan'a isyan etti. Sultan bu durumu öğrendiği zaman, derhal Kirmân üzerine yürüdü (Haziran-Temmuz 1067). Öncü kuvvetleri arasındaki savaşı kaybeden Kavurd kaçmayı tercih etti. Neticede Alp Arslan kardeşini affederek Fârs bölgesine gitti. Affedilmesinden iki yıl geçmeden Melik Kavurd'un eski düşmanı olan Fazlûye ile birleşerek, Sultan Alp Arslan'a isyan ettiğini görüyoruz. Sultan, Fazlûye ile uğraşmak görevini Vezîr Nizâm ül-Mülk'e verirken, kendisi de Kirmân'a gitmişti. Nizâm ül-Mülk, Fazlûye'yi esir almağa muvaffak oldu. Alp Arslan ise kendi ordusu içinde Kavurd'u destekleyen bir grup olduğunu anlayınca, Kirmân'ı terk etmek zorunda kalmıştı (1069).

         Sultan Alp Arslan ölmeden önce yaptığı vasiyet ile yine de kardeşi Kavurd'u düşünmüş, Fârs ve Kirmân bölgelerinin idaresini ona bırakmıştı. Alp Arslan'ın ölümünden (1072) sonra, oğlu Melikşâh Büyük Selçuklu sultanı ilân edilmişti. Diğer taraftan Kavurd da Büyük Selçuklu Devleti tahtını ele geçirmek istiyordu, bu maksadla da harekete geçti. Neticede savaşı Melikşâh kazandı. Melik Kavurd önce kaçtı ise de, sonra yakalanarak esir edildi ve yayının kirişi ile boğularak öldürüldü (1073). Melik Kavurd âdil ve iş-bilir bir şahsiyete sahibti; cömertliği ve iyi idaresi ile halkı memnun bırakmış, onun zamanında Kirmân halkı bolluk ve refaha kavuşmuştur. Kavurd'un bir hükümdar olarak hatası, Büyük Selçuklu sultanlığını ele geçirmek için taht kavgalarına karışmış olmasıdır.

         Melik Kavurd, Sultan Melikşâh ile savaşmak üzere hareket ettiği sırada, Kirmân'da yerine oğlu Kirmânşâh'ı vekil bırakmıştı. Babasının ölüm haberi ulaşması ile, Kirmânşâh hükümdar olmuştu. Kirmânşâh'ın melikliği bir yıl sürmüş, sonra ölmüştür.    

         Kirmânşâh'dan sonra Kavurd'un küçük yaştaki oğlu Hüseyin tahta çıkarıldı. Ancak Kavurd'un oğullarından Sultan-şâh, Hemedân'da tutuklu bulunduğu hapisten kaçtı ve çok küçük olan kardeşinin yerine Kirmân Selçukluları tahtına oturdu (Eylül-Ekim 1074). Bir müddet sonra Sultan Melikşâh büyük bir ordu ile Kirmân'a yürümüştür. Fakat elçilerin gelip-gitmesi ve emîrlerin aracılığı ile, Melikşâh, Sultanşâh'ı affederek yerinde bıraktı ve tekrar Isfahan'a döndü. Sultan-şâh 1085 yılında öldü.

Turan-şâh
Melik Sultanşâh'ın yerine Kirmân Selçukluları tahtında kardeşi Turan-şâh geçmiştir. Melik Turan-şâh tahta geçişinin ertesi yılı (1085-6), ordunun bir kısmının şehir içinde sivil halkın evlerinde kalmasının yarattığı sosyal meselelere şahit olmuş ve bunu önlemek için de bir takım îmâr faaliyetlerine girişmiştir.  

        Melik Kavurd'un ölümünden sonra Kirmân Selçukluları bir süre için komşu eyâlet Fârs'ı kaybetmişti. Melik Turan-şâh Fârs'a iki sefer yaptı. Birincisinde mağlûp oldu, ikincisinde yeniden bir ordu düzenleyerek Fârs'ı aldı.

        Daha sonra Sultan Melikşâh'ın ölümü (1092) ile zevcesi Terken Hâtûn, küçük oğlu Mahmûd'u Büyük Selçuklu tahtına oturtmak için mücadeleye girişmişti. Terken Hâtûn'un, Fârs'a hâkim olabilmek için gönderdiği ordu Turan-şâh tarafından mağlup edildi (1094).
Turan-şâh zamanındaki diğer bir olay da Umân halkının isyanı idi, ancak bu isyan bastırılarak Umân'da tekrar Selçuklu hâkimiyeti sağlandı. Melik Turan-şâh onüç yıl hükümdarlıktan sonra Ekim-Kasım 1097'de öldü.

İrân-şâh
     Turan Şâh'ın ölümünden sonra, tek evlâdı olduğu anlaşılan İrân Şâh, Kirmân Selçukluları tahtına oturdu. Bir süre sonra İrân Şâh, çevresindeki bazı kişilerin etkisi ile Bâtınî mezhebine girmişti. İrân Şâh bundan sonra halka kötü davranmağa başlamış, bu kötülüğü yanı sıra birkaç kadı ve âlimi öldürtmüştü.

      Devlet ümerâsı dînî değerlere hürmetteki gevşekliği ve devlet işlerinin yürütülmesindeki zaafından dolayı ondan nefret etmişlerdi. Nihayet Çılak Bâzdâr adında bir Türk, halkdan bir grupla beraber, Şeyhü'l-İslâm ve kadılara müracaat ettiler. Şeyhü'l-İslâm ve devrin kadıları hareketleri sebebiyle İrân-şâh'ın tahttan indirilmesinde birleştiler. Halk verilen fetvâ üzerine ayaklandırıldı. İrân Şâh önce şefaat diledi, sonra kaçmağa çalıştı ise de, bir faydası olmadı ve yakalanarak öldürüldü (1101).

Arslan-şâh
Melik İrân Şâh melikliği zamanında akrabalarını sıkı bir şekilde takip ettirmişti. Ancak Kirmân Şâh'ın oğlu Arslan Şâh bu takipten kaçmış ve kendisini gizlemesini bilmişti. Neticede Arslan Şâh'ı buldular ve 1101'de Kirmân Selçukluları tahtına oturttular. İrân Şâh'ın devleti kötü yönetmesi ve daha sonraki taht değişikliğinden Umân halkı yararlanmağa çalışmıştı.  

      Muhtemelen Arslan Şâh'ın tahta çıkışının ilk günlerinde Emîr Ebû Sa'd Muhammed adlı bir şahıs Umân'ın yarısına hâkim olmuştu. Fakat Arslan Şâh Umân'ı tekrar idaresi altına aldı. Fars bölgesinde ortaya çıkan bazı karışıklıklar da giderilerek barış ve güven sağlandı.

      Melik Arslan Şâh doğuda Sultan Sencer'e tâbi olmasının yanısıra, batıda da Irak'daki Selçuklular ile iyi ilişkiler kurmuştu. Bu iyi ilişkiler bilhassa evlilik yolu ile daha sağlamlaştırıldı. Melik Arslan Şâh daha sonra meliklik süresinin uzaması ve yaşının yetmişi geçmesi sebebi ile iş göremez oldu.

      Neticede oğlu Muhammed diğer kardeşlerinden önce harekete geçerek babasını bulunduğu saraydan alarak hapsettirdi ve kendisi Kirmân Selçukluları tahtına çıktı (Ağustos-Eylül 1142). Arslan Şâh ise hapsolunduğu kalede üç yıl yaşadıktan sonra öldü (muhtemelen 1145).

Melik Muhammed
     Melik Muhammed tahta geçtiği zaman, sayısı yirmiye yakın olan kardeşlerine ve yeğenlerine acımasızca davranmış, Selçuk Şâh haricinde hükümdarlığını tehdit edebilecek kimseleri daha başlangıçta etkisiz duruma getirmişti.

       Melik Muhammed devrinin başlıca siyâsî olayı, kardeşi Selçuk Şâh ile olmuştu. İki kardeş arasındaki savaş sonunda mağlûp olan Selçuk Şâh Umân'a kaçtı.

       Kirmân Selçuklularının bir zamanlar hâkim oldukları komşu ülke Fârs'da bu kere yeni bir Türk devleti, Salgurlular hüküm sürmeğe başlamıştı. Melik Muhammed'in Salgurlulardan Atabeg Sungur ile arasında samîmî bir dostluk vardı.

       Oğuzların Büyük Selçuklu sultanı Sencer'i mağlûp ve esir etmelerinin (1153), öteki emîr ve hükümdarlar üzerinde de etkileri görülmüştü. Tabes hâkimi, Melik Muhammed'in huzûruna gelerek ona tâbi oldu ve adı geçen şehri Kirmân Selçuklularının idaresine terk etti.

       Sultan Sencer'in esir düşmesinden sonra Melik Muhammed, muhtemelen, Irak Selçuklularından Sultan II. Muhammed b. Mahmûd (1153-1159)'a tâbi olmuş ve onunla dostça ilişkilerde bulunmuştu.

       Melik Muhammed'e tâbi olmak isteyen diğer bir şahıs da Isfahan valisi Reşîd Câmedâr idi. Ancak Melik Muhammed'in 27 Haziran 1156'da ölmesi, Kirmân Selçuklularının Isfahan gibi önemli bir şehre hâkim olmak ümidlerini suya düşürdü.

 

Tuğrul-şâh

         Melik Muhammed öldüğü gün oğlu Tuğrul-şâh Kirmân Selçukluları tahtına çıktı. Tuğrul-şâh önce kardeşi Mahmûd-şâh'ı hapsettirdi.

       Daha sonra babası zamanında saltanat mücadelesine girişen Selçuk-şâh yakalanarak öldürüldü (1156-57). Bu suretle kendisine karşı çıkan ve çıkması muhtemel taht iddiacıları hakkında gerekli tedbîrleri almış oluyordu.

       Melik Tuğrul-şâh, babası zamanında olduğu gibi, Fârs'daki komşuları Salgurlu Devleti ile dostluğunu sürdürdü. Tuğrul-şâh devrinden itibaren Kirmân Selçukluları Devleti'nde atabeglerin yavaş yavaş melikler üzerinde ve devlet idaresinde söz sahibi olmağa başladığı görülüyor. Melik Tuğrul-şâh Mart 1170'de öldü.

Fetret Devri ve Devletin Sonu
    Melik Tuğrul Şâh'ın ölümünün yarattığı kargaşalık sırasında, Atabeg Reyhân'ın yardımı ile, üçüncü oğlu Behrâm Şâh Kirmân Selçukluları tahtına oturdu. Bu durum Kirmân Selçukluları Devleti'nde bir fetret devrinin doğmasına yol açtı. Tuğrul Şâh'ın oğulları arasında başlayan mücadele Kirmân Selçuklu Devleti'nin yıkılmasında rol oynayan önemli bir etkendi.

       Devletin yönetimi atabeglerin eline geçmişti. Atabeg olmak isteyen emîrler de aralarında mücadele ediyorlardı. Taht kavgaları sırasında gulamlar da bir melikten öbür melikin yanına kaçarak mücadeleyi kızıştırmaktaydılar. Ayrıca ticârî önemi olan şehirler de yağmalanıyor ve Kirmân'ın iktisâdî durumu gittikçe kötüleşiyordu. 

      Bu karışık dönemde Horasan'dan Kirmân'a gelen Oğuzlar, Kirmân Selçuklu Devleti'nin zayıf ve istikrarsız idaresinden yararlanarak bu bölgeye hâkim olmasını bildilir.
Oğuz beylerinden Dînâr yavaş yavaş Kirmân'ın önemli şehirlerine hâkim olmağa başladı.

      Kirmân Selçukluları emîr ve devlet adamları yaklaşan tehlikeyi sezmişler ve korkuya kapılarak bir an önce Kirmân'dan ayrılmağa başlamışlardı. Melik Dînâr ise başkent Berdesîr'i 1187 Eylül'ünde ele geçirerek Kirmân Selçukluları Devleti'ni ortadan kaldırdı.

 


TÜRK İSLAM TARİHİ
 
Gönülden çıktı Nur,
Fikre düştü nur.
Gönül yorgun bitkin ve eksik
Gönül kara.çamur.çirkef..

Fikirde bitti nur,
Gönülde çıktı aşk,
Gönül coşkulu,gönül şen
Hak aşık,gönül aşık..
A.Ertürk
Allah Katında Hak Din İslamdır.
 
Reklam
 
Günün Sözü
 
Kendi nefsinden emin
olmayanlar şeriata
karşıdır.
 
SİTEMİZİ ZİYARET EDEN 58890 ziyaretçi (113744 klik) KİŞİ BURADAYDI
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=